Güncel Teknoloji sitemize hoş geldiniz. Sitemizden tam anlamıyla faydalanmak için giriş yapabilir veya ücretsiz üye olabilirsiniz.

Tahtırevana binelim, monarşileri devirelim

Konu, 'Beğenilen Köşe Yazıları' kısmında tambjk tarafından paylaşıldı.

  1. tambjk

    tambjk Misafir

    Kayıt:
    9 Mayıs 2014
    Mesajlar:
    1.922
    Beğenilen Mesajları:
    158
    Tahtırevana binelim, monarşileri devirelim
    19 Ekim 2014 Pazar, 02:05:38Güncelleme: 09:02:44
    “BATILI fikir adamları ve think tank’ler Türkiye’nin NATO’dan atılması gerektiğini düşünüyor” diye yazdım ya!

    Türkiye’nin “düşünenleri’’ hemen cevap yetiştirmeye başladılar.

    “Onların düşüncelerinin ne önemi var. Onlar yanlış yapıyorsunuz diyorsa Türkiye doğru yolda demektir’’
    ana fikrinde cevaplar.

    Bir an için bu arkadaşların haklı olduğunu düşünelim.

    O zaman ben de onlara şu soruyu sormak isterim:

    “Peki o zaman AK Parti’nin ilk 8-10 yılında Batılı liderler AK Parti’ye ve o zamanki genel başkanına methiyeler düzerken, ödüller verirken, Batı gazeteleri, think tank’leri AK Parti’nin Türkiye’yi çok iyiye götürdüğünü anlatırken, bununla ilgili makaleler yazılırken bunlara değer veriyor, gazetelerinizde bunları çarşaf çarşaf manşet yapıyordunuz, yapıyorduk. Madem bunlar Türkiye’nin kötülüğünü istiyorlar, o zaman AK Parti’yi överek Türkiye’nin kötülüğü için mi çalışıyorlardı?”
    Umarım bu basit soruya bir yanıt verirsiniz. Aynı yazıya gelen bazı eleştiriler de şöyleydi:

    “Atsınlar NATO’dan. Biz de İslam NATO’sunu kurarız.’’

    Tabii bunları hesap etmediği, Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi üyeliğinin Suudi Arabistan ve Mısır başta olmak üzere İslam ülkeleri tarafından engellenmesiydi. Hesap etmiyorlardı ve edemezlerdi. Çünkü Enver Paşa hayalciliği tepeden tırnağa hâkimdi ve cehaletle besleniyordu.

    Şaşırdılar ve şöyle bir yorumla karşıma dikildiler:

    “Evet ama Suudi Arabistan’da halk değil, Batı uşağı bir monarşi yönetimde. O yüzden orada bize karşı çıktılar.’’

    Diyelim ki öyle. Halk bizden yana ama yönetim değil

    Peki ne yapacak Türkiye?

    Arap ülkelerindeki monarşileri mi devireceğiz! Onlara savaş mı açacağız

    Başlarına IŞİD’i mi musallat edeceğiz

    Her yıl en az 60-80 milyar dolar dış kaynak bulamazsa ekonomisini ayakta tutamayacak bir ülke için, yani bizim için gereğinden fazla iddialı değil mi bu hedef!

    Ayranımız yokken içmeye, tahtırevanla mı gideceğiz monarşileri devirmeye.

    Monarşileri devirmektense aklımızı başımıza devşirmek daha iyi değil mi!

    Batı’nın Kobani’de gördüğü

    TÜRKİYE, IŞİD politikasıyla PKK’yı Batı’nın gözünde şahane bir yere taşıdı. Şu anda Batı basınında her gün sayfalar dolusu Kobani methiye yazıları, saatler boyunca Kobani kahramanlık filmleri yayınlanıyor

    Algı şu: “Moderniteden yana Kürtler, özellikle de Kürt kadınlar, kafa kesen radikal İslamcıları durdurdu. Hem de Batı dünyasıyla el ele.’’

    Bu algı artık yerleşti. Peki Türkiye algısı ne? Yine aynı haberlerde Türkiye, IŞİD’le savaşmak bir yana gizliden IŞİD’i destekleyen, IŞİD’le savaşan Kürtleri uçaklarla bombalayan ülke. Batılı ne bilsin Kobani nire, Kandil nire. Onların gördüğü şu: Kürtler IŞİD’le savaşıyor. Türkiye, Kürtleri bombalıyor.

    iPhone 6 mı alırsınız kitap mı?

    SEVGİLİ dostum Prof. Celal Şengör’den epeydir ses seda çıkmıyordu.

    İki hafta önce oğlu Asım’ın da katıldığı yemekte dalga geçtim diye küstü zannettim.

    Yemek sırasında Asım’ın elindeki ekranı çatlak telefonu görünce, “Cimri adam. Bir telefon alsana çocuğa’’ dedim.

    “Artık çalışıyor. Parası var kendi alsın’’ diye yanıt verdi.

    Asım Şengör bir süredir İsviçre’nin en önemli üniversitelerinden birinde öğretim üyesi oldu. Henüz yirmili yaşlarının başında

    Asım’a döndüm, “Maaş mı düşük yoksa İsviçre’de telefonlar mı pahalı?” diye sordum.

    “Yok Fatih Abi. Ama telefon almak için ayırdığım parayla çok işime yarayacak bir kitap aldım. Telefon böyle de iş görüyor ama o kitabı bir daha bulamazdım’’ dedi.

    Biliyorum ki, Asım lime lime oluncaya kadar o telefonu kullanacak ve telefon parasıyla daha çoook kitap alacak.

    Neyse; ben Celal’in bu yüzden bana kızdığını ve mektup yazmadığını düşünüyordum

    Önceki gün telefonum çaldı.
    Celal Şengör karşımda.
    “Küstün mü?’’ dedim. “Yok yahu. Niye küseyim’’ dedi.
    Meğer yolladığı mektuplar benim elime geçmemiş.
    Hepsini yeniden yolladı.
    Aşağıda okuyacağınız mektup da onlardan biri

    CELAL HOCA’DAN MEKTUPLAR

    2026'YI DÜŞÜNEN VAR MI?


    “SEVGİLİ Fatih, Sana 2026’nın akıl ve bilgi fakiri politikacılar açısından önemini anlatayım mı?


    Türkiye pek uzun bir zamandan beri bilgisi sınırlı, kültürü kıt, kentli kültürden uzak, kaliteden daha çok kantiteye önem veren politikacılar tarafından yönetildiği için başı giderek derde giriyor, içeride milli bütünlüğü ve yaşam huzuru azalıyor, dışarıda güvenilirliği ve itibarı sıfıra koşuyor, ekonomisi de tamamen tefeciliğe dayanan ve dış dünyanın uyanıkları tarafından empoze edilen yalancı bir ‘gelişme’ dönemi sonu baş aşağı gitmeye başlıyor. Sıfırlar atıldıktan sonra dolar karşısında 1 liradan başlayan Türk lirası nihayet 2.30’u gördü. Düşüş devam edecektir, çünkü Türk lirasının karşılığı yok!


    Akıl fakirlerinin bunun ne anlama geldiğini anlaması mümkün değildir. Ta ki, hayatını tam olarak etkileyinceye kadar bugünkü siyasi tutumunu sürdürmeye devam edeceklerdir. (Akıl fakiri lafı benim yakıştırdığım bir laf değildir: Türkiye Cumhuriyeti halkının ortalama IQ yüzdesi 90’dır. Bu normal kabul edilebilecek zekânın en altıdır. Merak edenler internete bağlanıp şu tabloya bir göz atabilir: Country Rankings 2014 - Country comparisons, Economy, Geography, Climate, Natural Resources, Current Issues, International Agreements, Population, Social Statistics, Flags, Maps, Political System national_iq_scores_country_ranks. html; bu arada hatırlatayım: Ortalama zekâ yüzdesi 100’dür).


    Fakat en büyük felaket mevcut iktidar takımının ‘heyecanla’ beklediği 2023’ten üç sene sonra cereyan edebilir (belki de daha önce).


    Diyeceksin 2026’da ne olacak? Büyük bir ihtimalle o tarihte veya daha önce, şimdi Fransa’da hemen bütün uygar dünyanın (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Japonya, Kore, Çin...) parasal ve bilimsel katkı yaptığı ITER’in (Uluslararası Termonükleer Deneysel Reaktör) teknolojik deneyleri sonuçlanarak sıfır kirlilik üreten ve neredeyse sıfır maliyeti olacak olan füzyon enerjisi üretimi hayata geçecek ve bir galon deniz suyu 300 galon petrol kadar enerji üretmeye başlayacak.


    Bu artık ‘Olabilir mi?’, sorusu değil, ‘Ne zaman?’ sorusu olmuştur. Bu arada elektrikli otomobiller dünyanın en kaliteli petrollü otomobillerinden daha iyi performans göstermeye başladılar.


    Elektrikli gemi ve uçaklar da yolda. Füzyon hemen hemen bedava elektrik sağlayacağı için, bu tür teknolojilere sahip ülkeler kelimenin tam anlamıyla bedava yaşamaya başlayacaklar.


    Taşıma ve haberleşme tamamen elektrikle yönetilecek (Jules Verne nur içinde yatsın; bunları 150 sene evvel görmüştü).


    Tabii Türkiye bu bedava yaşama yarışının tamamen dışında olacaktır, zira bilimi dışlayan ve hor gören yöneticilerle, onların açtığı imam mekteplerinde verilen eğitimle bu yarışa katılmak mümkün değildir.


    Malum bizim önceliğimiz kafaların içine hangi bilgileri koyduğumuz değil, kafanın üzerinin örtülü olup olmaması.


    Oluşmasına ne yazık ki katkı sağlamadığımız bu teknolojiye ihtiyacımız olacak. Ee ne yapmak lazım?


    Satın almak, çünkü başka çare yok. Neyle? Paramız pulumuz şimdikinden çok daha az olacak, çünkü satacağımız ne malımız, ne aklımız var. Üstelik de bedava enerjiye sahip olanlarla üretim rekabeti yapmamız da zaten mümkün olmayacak.


    Peki neyi satacağız da parasıyla bu teknolojiyi alacağız? Tek şeyimiz kalmış olacak: Ülkemiz ve özgürlüğümüz. Bunları satarak yaşamaya çalışacağız.


    Dua edelim ki gelişmiş milletlerin bunlara ihtiyacı olsun. Yoksa o şansımız bile olmayacak; yani bize artık yaşam şansı bile tanınmayacak.


    Ama buna müstahakız: Çünkü bilimi, çağdaşlığı değil zırvalığı tartışıyoruz ve siyasal tercihlerimizi bu saçma tartışmalara göre belirliyoruz.


    Tartışalım, AKP IŞİD’e karşı hareket ‘fetvası’ alabilir mi, alamaz mı? Acaba bunu hangi ulemaya sorsak


    Elâlemin en yüksek bilimsel düzeyde bedava rahat yaşamı yakalamak üzere olduğu bir dönemde, bu gibi zırvalıklarla uğraşan, çocuklarını ortaçağın saçmalıklarını öğreten kurumlara mahkûm eden cahil ve akılsız bir toplum, yaşama hakkından zaten vazgeçmiş demektir.


    Şuna emin olun: Arkamızdan kimse ağlamayacaktır. ‘İyi oldu’ bile diyecek düşman çıkmayacak, çünkü düşman bile addedilmeyecek kadar önemsiz olacağız


    Sevgilerle arkadaşım, Celal’’


    NOT: Celal’in bu mektubundan bir hafta kadar sonra Lockheed yıllardır yürüttüğü gizli bir proje ile füzyon reaktörünü geliştirdiğini ve 5 yıl içinde askeri, 10 yıl içinde sivil kullanıma hazır hale getireceğini açıkladı. Yani 2026’da değil 2025’te Celal Şengör’ün sözünü ettiği bedava enerji hayatımıza girmiş olacak

    NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
    Pozitif algıyı yaratmanın bir ömür, bozmanın bir an sürdüğünü unutmadığımız zaman.
     
  2. desperado64

    desperado64 Profesör

    Kayıt:
    6 Mayıs 2014
    Mesajlar:
    2.214
    Beğenilen Mesajları:
    447
    Yaşadığınız Şehir:
    Uşak
    Kısmen katılıyorum.

    Katılmadığım noktalar.
    1- Beleş enerji yoktur. Enerji üretirken bir maliyet ödersiniz. Yeri geldiğinde, enerji üretirken bile enerjiye ihtiyaç duyarsınız.
    2- Hükümetin bilimi desteklemediği fikrine de katılmıyorum. Tamam yeterli değil ama önceki hükümetlere göre daha çok destek veriyor.
     
  3. tambjk

    tambjk Misafir

    Kayıt:
    9 Mayıs 2014
    Mesajlar:
    1.922
    Beğenilen Mesajları:
    158
    Katılmadığın noktalar için;
    1 - Orada bahsedilen daha yüzeysel manada dışa pek bir bağımlılık duymadan, çok daha ucuza çok büyük enerjilerin üretilmesi olduğunu düşünüyorum, yoksa dediğin türden bir hataya düşeceğini sanmıyorum celal hocanın.
    2- Hükümetin eğitim ve bilim politikaları skandal. Belki diğer hükümetlere göre daha yüksek meblağlar harcıyor fakat bütçedeki payında çok ciddi bir artış yok. Mantalitenin temeli yanlış, bina yapmak ve tabela asmak ile bilimsel çalışmalar çok farklı şeyler. Düşünce özgürlüğünün, akademik özgürlüğün, eleştiren düşüncenin, özerk bütçelerin olmadığı bir ortamda, yapılan kadrolaşma ve kayırma politikaları ile bilimde dünyayı yakalayamayız. Bugun üniversiteler işi güçü bırakıp üniversite gençliğini nasıl hizaya getiririm, iktidarın arka bahçesi yaparım derdine düşmüş durumda, akademik kadrolar, hiçbir bilimsel temeli olmayan, siyasi fişlemeler sonucu uygunsuz gördükleri kişi elenip, uygun gördükleri kişilerin ilan ile alınması, iktidara yalakalık yapma peşinde. YÖK diye 12 eylül darbecilerin en çok güvendikleri, eğitimi ve bilimi baskıladıkları yasayı kaldırcam deyip, iktidarın keyfini ve kudretini gördükten sonra kaldırmayı akıllarının ucundan geçirmedikleri bir kurum hala olduğu yerde duruyor. Birşeyler yapmak istiyorlar ama içine düştükleri o kadrolaşma telaşı içerisinde herşeyi daha da berbat ediyorlar. Toplumda bilime ve bilim adamlarına olan saygınlığı ve itibarı, kendi siyasi çıkarları ve egoları uğruna yerlebir etmekten hiç çekinmiyorlar. Eğitimin kalitesi, liyakatın esas alınmayıp gericiliğin gazlanması sebebiyle daha da geriliyor, temel bozuk olunca üzerine birşey inşa edilemiyor.
     

Sayfayı Paylaş