Güncel Teknoloji sitemize hoş geldiniz. Sitemizden tam anlamıyla faydalanmak için giriş yapabilir veya ücretsiz üye olabilirsiniz.

Bülbül

Konu, 'Şiir & Öykü & Deneme' kısmında Ahbârî tarafından paylaşıldı.

  1. Ahbârî

    Ahbârî Dekan Süper Moderatör

    Kayıt:
    5 Mayıs 2014
    Mesajlar:
    3.835
    Beğenilen Mesajları:
    834




    -Basri Bey oğlumuza-

    Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;
    Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
    Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı,
    Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı.
    Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hılkat kesilmiş lâl...
    Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl
    Muhîtin hâli "insâniyyet"in timsâlidir, sandım;
    Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neden andım!

    Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
    Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd,
    0 müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu
    Ki vâdiden bütün, yer yer, enînler çağlayıp durdu.
    Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi;
    Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûya Sûr-i Mahşerdi!

    -Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin;
    Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin ?
    0 zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;
    Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun,
    Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
    Gezersin, hânmânın şen, için şen, kâinatın şen.
    Hazansız bir zemin isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın,
    Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın.
    Değil bir kayda, sığmazsın - kanadlandım mı - eb'âda;
    Hayâtın en muhayyel gayedir ahrâra dünyâda,
    Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır?
    Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır?
    Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım:
    Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
    Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;
    Bugün bir hânmansız serseriyim öz diyârımda!
    Ne husrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
    Serâpâ Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!
    Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,
    SALÂHADDÎN-İ EYYÛBÎ'lerin, FATİH'lerin yurdu.
    Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde OSMAN'ın;
    Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!
    Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâp olsun;
    O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!
    Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden YILDIRIM Hân'ın;
    Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri ORHAN'ın!
    Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
    Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş!
    Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın;
    Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!
    Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem...
    Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem! (*)

    [Safahât, Yedinci Kitap]


    (*) Bu şiir yazılırken Yunan istilâsı altındaki topraklarımız
    hususiyle Bursa'ya dair elîm haberler geliyordu;
    tetkikine de imkân yoktu.
    --- İki Mesaj Birleştirildi, 11 Temmuz 2014 ---
    Yazılış amacı hakkında;


    Bülbül şiiri , Türk milletinin belki de İslam ümmetinin tarihinin en hayati noktalarında vatan sevdalısı bir şairi tarafından yazılmıştır.Osmanlının ilk başkenti Bursa’yı işgal eden yunan orduları komutanı Orhan Gazi’nin ağır hakaretler ve küfürlerle tekmelemesinin ardından bu haber bütün ülkeye yayılır Akif de bu haberi alır,hüzünlenir bulunduğu şehrin dışkına çıkar bir ormana gider bir ağacın dibine oturur.Karşıdaki ağaç da bülbül kuşu ötmektedir ona hitaben bu mısralar ağzından dökülmeye başlar.

    Eşin var, aşiyanın var baharın var ki beklerdin

    Kıyametler koparmak neydi ey bülbül nedir derdin

    Bülbüle sesleniyor bülbülün feryad-ı figanını yersiz buluyor. Bülbülün bütün nimetlerin içinde olmasına rağmen ağıt yakmasının şımarmak haddini bilmemek olduğunu söylüyor.

    O zümrüd tahta kondun bir semavi saltanat kurdun

    Cihanın yurdu çiğnense çiğnenmez senin yurdun

    Dünyanın her yeri işgal edilse bile bülbül yuvasına kimse karışmaz biraz da hep bu verimli ve önemli toprakların emperyalist devletlerin iştahını kabartıyor başka coğrafyalar kimsenin ilgisini çekmiyor. Mehmet Akif yaşadığı topraklara menfaatleri için değil değerleri için bağlandığı için gözünün önündeki manzara Akif’in içini parçalıyor.

    Bugün bir yemyeşil vadi yarın kıpkızıl bir gülşen

    Gezersin hanümanın şen için şen kâinatın şen

    Bugün de yarın da ona kimsenin zarar vermeyeceğini sevdikleriyle yaşayamayacağını dile getiriyor. Müthiş bir tasvir yapıyor bülbülün serbestliğinin altını çiziyor.

    Hazansız bir zemin isterse şayet ruhi serbazın

    Ufuklar bud-i mutlaklar bütün mahkum-i serbazın

    Eğer bulunduğun mekanda huzursuz olduğunu hissediyorsan ruhu nerede yaşamak istiyorsa oraya gidebileceğini fakat kendisinin insan olması ve insanlarda bir vatan olgusunun var olduğunu dillendiriyor.

    Değil bir kayda sığmazsın kanatlandın mı ebada

    Hayatın en muhayyel gayedir ahrara dünyada

    Senin mekânın işgal edilebilen bir alan değildir istediğin anda istediğin diyara gidebilirsin Akif bu zor durumda bir bülbüle bile imrendiğini onun istediği kadar istediği yere gidebileceğini söylüyor.

    Neden öyleyse matemlerle eyyamın perişandır

    Niçin bir damlacık göğsünde bir umman huruşandır.

    Şair, bülbülü tasvir ediyor içinde bulunduğu durumu ortaya koyduktan sonra bülbülün hala ötmesine isyan ediyor ve feryadın yersiz olduğunu zor durumda olanın kendisi olduğunu bülbülün yakarışının doğru olmadığını yersiz ağlaşmayı boş buluyor.

    Hayır matem senin değil matem benim hakkım

    Asırlar var ki aydınlık nedir bilmez afakım

    Gerçek feryad etmesi gerekenin kendisi olduğunu yıllardır vatan topraklarının cazibe merkezi olduğunu ve devamlı savaşmak zorunda olduğunu topraklarını savunmak için hep acı çekenin kendisi olduğunu dile getirmektedir. Eğer yeryüzünde birinin şikayetçi olacaksa onun da şu an işgal altında olan ve eli kolu bağlanmış vaziyette olan kendisinin hakkı olduğunu söylüyor.

    Teselliden nasibim yok hazan ağlar baharımda

    Bugün bir hanümansız serseriyim öz diyarımda

    Kendisini teselli edecek kimse yoktur bütün milleti aynı duyguyu paylaşmaktadır. Artık sonbaharın geldiğini her şeyin bittiğini söylüyor. Ve atalarının mirasına sahip çıkamayıp ecnebilere topraklarını kaptırdığı için kendini hiç bir şey umrunda olmayan serserilere benzetiyor.

    Ne hüsrandır ki şarkın ben vefasız kansız evladı

    Serapa garba çiğnettim de çıktım hak-i ecdadı

    Şark Türk Edebiyatında batının karşısındaki her zaman karşı kutup olan doğuyu temsil eder. Ve şair doğunun çocuğudur. Ecdad toprağını Bursa batıdadır,doğuda karsa kadar vatanın her köşesi batılı kafirlerin elindedir.Ve şair nefis muhasebesi yaparak kendini suçlamaktadır.Kendiyle birlikte doğuyu ve vatan savunmasını hayatın merkezine almayan

    Birey ve toplumsal olarak bizi suçlamaktadır.

    Hayalimden geçerken fikrim hercümerc oldu

    Selahaddin-i Eyyubi’lerin Fatih’lerin yurdu

    Son olan olaylardan sonra her vatan evladı gibi oda ecdadını hayalinde canlandırıyor ve Türk tarihinde çok önemli yerleri olan atalarını hatırlıyor ve bu toprakların onların emaneti olduğunu hatırladıkça çılgına dönüyor , kahroluyor.Akif bu karşı duruşuyla hem zamanına hem de gelecek nesillere vatan için çırpınmanın ne demek olduğunu muhteşem bir şekilde haykırıyor.

    Ne zillettir ki nakus inlesin beyninde Osman’ın

    Ezan sussun fezalardan silinsin yad-ı Mevlanın

    Ne kadar büyük bir çelişkidir ki atalarıyla bu toprakları bırakanlarla kendisi arasında çok mesafe vardır. İslamı dünyaya yayan bir geçmiş ve onunun torunu dedesinin kulaklarında çan seslerinin inlemesine izin vermektedir.Tarihin ve islamın bütün izi silinmekte ve ataların kanlarıyla aldıkları topraklar elden çıkmaktadır.

    Ne hicrandır ki en şevketli bir mazi serap olsun

    O kudretler o satvetler harab olsun türab olsun

    O bir karakter abidesidir. Dünya devletlerini önünde diz çöktüren kocaman bir geçmiş yok sayılmaktadır. Vatan topraklarıyla beraber her şey yok edilmektedir. Dünyanın her yerine özgürlük, medeniyet götüren Osmanlı merhamete ve özgürlüğe muhtaçtır.

    Çökük bir kubbe kalsın mabedinden yıldırım hanın

    Şenaatlerle çiğnensin muazzam kabri Orhan’ın

    Ecdadın muazzam mabetlerinden yıkık dökük perişan edilmiş bütün medeniyetin biriktirdikleri bir kalemde yok olsun , bütün kültür mirası yok edilsin ve saygısızca topraklar talan edilip ecdadın kabirleri küfürlerle tekmelensin.Bir vatanperver için içinde bulunulabilecek en zor durum.

    Ne haybettir ki vahdetgahı dinin devrilip taş taş

    Sürünsün şimdi milyonlarca mevasız kaln dindaş

    Anadolu, İstanbul yani Osmanlı şehirleri aynı zamanda tüm İslam aleminin başkentiydi. Yani Osmanlı padişahlarının halife olması bütün İslam dünyasını Osmanlıya bağlıyordu Akif, işte bu tarihi kırılmaya parmak basmakta ve Müslümanların İslam’ın doğduğundan beri peygamberden beri ilk defa sahipsiz kalıp İslam ümmetinin sağa sola savrulacağını görmekte ve yıkılmaktadır.

    Dolaşsın sonra İslam’ın haremgahında namahrem

    Benim hakkım,sus ey bülbül senin hakkın değil matem

    İslam’ın kutsal mekanlarının ecnebilerin elinin değmesiyle,her şeyin alt üst olduğunu ortaya koymuştur.Şiirin geneline baktığımızda onun bir değerler sistemi üzerine kurgulandığını görebiliriz.Şiirde ecdadına duyduğu saygıyı dile getirir.Şarkın ruhunu ve kimliğini kaybetmesinden dem vurmaktadır.

    Kaynak
    --- İki Mesaj Birleştirildi, 11 Temmuz 2014 ---
    Ayrıca;

    Bursa'nın İşgali ve "Bülbül" Şiirinin Hatırlattıkları
     

Sayfayı Paylaş